Yaşam Sevincinin Sinsi Celladı: Depresyon

Yaşam Sevincinin Sinsi Celladı: Depresyon

“Sen birini kaybetmenin ne demek olduğunu bilmiyorsun. Çünkü birini kaybetmen için, onu kendinden daha fazla sevmen gerekir.” diyordu Robin Williams, 1997 yılında rol aldığı Can Dostum filminde.

Yüzü hep güleç, sevgi doluydu. Mutsuzluk, ruhunun kıyılarına hiç uğramamıştı sanki hatta hiç de uğramayacaktı. Hayat, ona hep doğru kartları seçtirmiş gibiydi. Hatta belki de gökten üç elma onun ellerine düşmüştü. Görünüşte o denli yaşam doluydu, sakin ve huzurluydu. Robin Williams, 63 yaşında aramızda ayrıldı. Söylenenlere göre ünlü aktörün intihar etmesinin sebebi “majör depresyon“du. Onu hayata sarılmaktan alıkoyan, hatta hayatla bağlarını acımasızca çözen ve hayattaki adımlarını sonlandıran sinsi bir hastalıktı depresyon. Robin Williams, bu dünyadan giderken, arkasında akıp giden bir hayat bıraktı ve değişmeyen bir yaşam döngüsü..

Robin Williams’ı bu noktaya getiren, herkesin bu sıralar sıkça dillendirdiği depresyon nedir bugün biraz bunu konuşalım.

Yaşam Sevincinin Sinsi Celladı Depresyon

Depresyon Nasıl Gelişir?

Her insanın kendini bıkkın, çökkün, enerjisiz hissettiği zamanlar olur. Yakın bir arkadaşın ölümü, bir ilişkinin sonlanması, işten ayrılma, yer değiştirme gibi durumlar insanın çökkünlük göstermesine yol açan doğal nedenlerdir. Çoğu kişi, bir süre bu çökkünlük duygusunu yaşar, yasını tutar ve bir zaman sonra tekrar hayatının işlevselliğini kazanır. Ancak bir kişi üzüntü, yalnızlık, huzursuzluk, yorgunluk gibi duygularından kurtulamıyorsa majör depresyon yaşıyor olabilir.
Depresyon, modern insanın rutinlerinden biri haline gelmiş durumda. Bu konuda çok da haksız sayılmayız aslında, çünkü kent yaşamının insan üstü hızı, stres, sürekli bir yerlere yetişme çabası, bayanlar için “çocuk da yaparım kariyer de” arafı insanları zaman zaman depresif kılabiliyor.

Depresyon çoğu zaman stresle tetiklenir ancak bazen hiçbir sebep yokken de ortaya çıkabilir. Belirtileri bir anda da başlayabilir, yıllar içinde peyderpey de gelişebilir. Depresyonun dinamikleri ve değişkenleri olukça fazladır ve bu nedenle tanı koymak da zaman isteyen bir süreçtir. Hastalığın ilerleyişinin sıralı bir şekli yoktur. Her hastada farklı bir gidiş yolu gösterebilir. Hatta bazen kişi kendini depresyonda hissetmezken de depresyonda olabilir. Genel itibariyle kişiyi yaşamdan koparan ve rutin yaşayışının işlevselliğini bozan durumlar depresyon olarak adlandırılır.

İki kişinin size anlattığı şeyler birbirinden çok farklı olabilir ancak sonuçta ikisi de “depresyon” tanısı alabilir. Bir kişiye “evet bu yaşadığın bir depresyon” diyebilmemiz için kişiyi bir bütün olarak analiz edebilmemiz elzemdir. Depresyon tanısı koyabilmemiz için bu ruhsal çökkünlüğün çok uzun süredir devam ediyor olması ve kişinin yaşam işlevselliğini bozması gerekir yoksa belirli zamanlarda ortaya çıkan çökkünlük, bıkkınlık gibi geçici durumlar, olağan insan yaşantıları olarak görülmelidir.

Depresyonda mısınız?

Depresyonun sıkça görülen beş temel sebebi vardır. Bu beş temel faktör bir kişinin depresyonda olup olmadığı konusunda fikir verir:

1. Kişinin öteden beri yapageldiği etkinlikleri yapmakta artık zorluk çekmesi

2. Geleceğe ilişkin olumsuz duygular besleme

3. Kararsızlık

4. Kendini değersiz hissetme ve artık kendisine ihtiyaç duyulmadığını düşünme

5. Geçmişte zevk aldığı etkinliklerden artık zevk almama

Yukarıda bahsettiğimiz semptomlar, depresyonda olan bir kişinin yaşadığı tipik durumlardır. Her zaman bu sebepler aynı anda ortaya çıkmak zorunda değildir. Ancak karşılaştığımız pek çok depresyon formunda, genelde bu belirtiler bir arada görülür.

Yaşam Sevincinin Sinsi Celladı Depresyon

Üzüntü, Çökkünlük, Çaresizlik Hissi

Depresyonda olan kişiler kendilerini çökmüş hisseder. Bu haliyle “çökkünlük” depresyonu en iyi anlatan ifadelerden biridir. Kişiler genelde kendilerini üzüntülü veya kederli olarak tanımlar. Sürekli oluşan ağlama nöbetleri, depresyonda olan kişiyi bu olumsuz ruh halinden çıkaramaz. Ruhsal bir uyuşukluk vardır. Bir zaman sonra kişiye donuk bir ruh hali, hissedememe, duygusuzluk ya da duygusal izolasyon olarak tanımladığımız bir yalıtılmışlık hakim olur. Kişi kolaylıkla öfkelenebilir veya daha öncesinde sinirlenmediği şeylere kızmaya başlayabilir. Anksiyete ( kaygı ) yükselmeye başlar. Depresyon, en küçük problemleri, kişinin gözünde aşılmaz kılar. Pireyi deve yapmak da bir nevi depresyon belirtisidir. Huzursuzluk, aşırı tasalı olma, olağandışı sinirlilik, sakinliğini ve dinginliğini koruyamama bize depresyonu düşündürebilir.

Depresyon halindeki bireylerin duygusal durumlarında aşırı dalgalanmalar görülür. Kısa bir zaman dilimi içinde taşkınlıktan çökkünlüğe giden süreçler yaşanabilir. Bu kişiler, artık yaşamın denetiminin kendi ellerinde olmadığını düşünürler. Yaşadığı stresli durumlar karşısında çabuk sıkılırlar ve çabuk pes edebilirler.

Depresyon, kişinin yaşam motivasyonunu düşürür. Yaşam değersizdir, yaşamak da öyle. Yıllar öncesinde olan, daha önce hiç önemsemediği olayları bir anda önemsemeye başlar. Panik ve anksiyete ciddi biçimde kendini hissettirir. Kendini sürekli olarak “yetersiz, işe yaramaz” olarak değerlendirir. Bu kişiler karamsar ve içe kapanıktırlar.

Klinik anlamda depresyonda olmayan kişiler, zor koşullar ortadan kalktığında kendilerini daha iyi hissederler. Yaşamlarına dair olumlu ve iyi bir gelişme oluştuğunda kolaylıkla iyileşirler. Ancak kişi depresyonda ise iyi haberler bile o kişiyi çökkünlükten kurtarmaya yetmez.

Sorumlulukları Yerine Getirememe

Depresyonda olan kişiler zorunlu ödemelerini unutabilirler. Yapılması gereken şeylerde bir savsaklama, işlere yetişememe ve işleri yetiştirememe durumu baş gösterir. Hiçbir şey zamanında yapılmamaya başlanır. Hatta kişi kendi özbakımını bile yapmamaya başlar. Sözgelimi, bir kadın artık kıyafetlerine, temizliğine özen göstermemeye başlayabilir veya buruşuk, ütüsüz giysilerle dolaşmaya başlayabilir. Sorumlulukların geciktirilmesi ya da yerine getirilememesi depresyonun kişi üzerinde daha fazla hakimiyet göstermesine neden olur.

Yaşam Sevincinin Sinsi Celladı Depresyon

Yaşam Tarzında Oluşan Değişiklikler

Depresyon kişinin iştahını etkiler. Depresyonda olan kişiler açlıklarını hissetmezler. Çaba göstermeden hızlı bir şekilde kilo verebilirler veya aşırı yemek yiyerek kilo alabilirler. Çoğu kez kişi, yeme etkinliğini konrol edemediğini söyler.
Depresyon, kişinin uyku düzenini de bozma eğilimi gösterir. Bazı kişiler günün büyük çoğunluğunu yatakta geçirebilirler. Uykuda harcanan zaman artmaya başlar. Kişi ne kadar uyursa uyusun kendini yorgun ve halsiz hisseder. Bazense depresyon, kesik kesik veya kısa süreli uykularla kendini gösterir. Kişi, uykuya dalmakta zorluk çekebilir.

Yaşam tarzında oluşan bu değişiklikler kişiyi bedenen de zayıf kılar. Yorgunluk, bitkinlik ve içsel güç yitimi adını verdiğimiz sıkıntılar oluşur. Bu insanlar, kollarını kaldıracak güçlerinin olmadığını söylerler. Vücut hareketleri yavaşlar. Konuşmanın hızı ve seyrinde düşmeler yaşanır ve kişi daha yavaş konuşmaya başlar.

Klinik depresyonda olan kişilerin hissettiği yorgunluk, çok çalışmaktan kaynaklanan bedensel bir yorgunluk değildir. Kişi gün boyunca hiçbir şey yapmasa bile kendini aşırı yorgun ve halsiz hisseder ve kişinin yaşam işlevselliği, yaşam bütünlüğü bozulmaya başlar.

Dikkat Dağınıklığı, Odaklanamama, Kararsızlık

Depresyon, kişinin duygu ve düşüncelerini hedefine yönlendirmesini engeller. Depresyon yaşayan kişiler, düşüncelerini belli bir konuya odaklamakta ciddi zorluklar yaşarlar. İşyerinde, okulda, her yerde genelde düşünceleri dağınık ve sırasızdır. En basit kararları verirken dahi zorlanmaya başlarlar ve unutkanlıklar kendini gösterir. Kişi sürekli ne yapacağını unutmaya başlar. Düşünme, zor ve yavaş işleyen bir hale bürünür.

Klinik depresyonda olan kişiler okuma ve dinleme konusunda sıkıntılar yaşamaya başlarlar. Özellikle yaşlılarda bu durum bellek problemleri ve unutmayla seyreder. Depresyonda olan kişiler, bir işin talimat ve yönergelerine uymakta veya bu talimatları hatırlamakta zorlanabilirler. Özellikle de dikkat gerektiren ve güvenlik riski olan işlerde çalışan kişilerde bu durum ciddi bir tehlikedir.

Yaşam Sevincinin Sinsi Celladı Depresyon

Bedensel Yakınmalar

Depresyon, somatizasyonu tetikleyen ciddi bir rahatsızlıktır. Bir zaman sonra psikolojik yakınmalar bedensel yakınmalar haline doğru genişler. Süregelen baş ağrıları, mide şikayetleri, bağırsak düzensizlikleri, sindirim sorunları en tipik bedensel yakınmalardır. Depresyonda olduğunun farkında olmayan kişiler, bu bedensel yakınmaları basit bir durum olarak algılar. Ancak çoğu kez bu şikayetler depresyonun göstergeleridir.

Tıbbi değerlendirmelerde kişide organik bir rahatsızlık bulunmaz. Tahliller temizdir. Her şey normal görünmektedir. Zaten sorun organik değil, psikolojiktir.

Bu kişiler, aşırı ve gereksiz bir biçimde ilaç kullanmaya başlarlar. Bu kimyasal maddeler, depresyonu azaltmaz aksine daha da kötüleştirir.

Robin Williams Depresyonda mıydı?

Depresyonda en rahatsız edici ve korkutucu durum umutsuzluktur. Depresyondaki birçok kişi, derin bir umutsuzluk içindedir. Hiçbir şeyin bir daha eskisi gibi olmamasından ve hiçbir şeyin düzelmemesinden korkarlar. Bazen öyle olur ki, kişi hiçbir şeyin kendine bir fayda sağlamayacağına kendini inandırır.

Depresyonda olan kişiler, çoğu kez ölmüş olmayı isteyebilirler. Bazen de kendini öldürme düşünceleri taşıyabilirler. Öldüklerinde herkesin onlardan kurtulacağını bu nedenle ölümün iyi bir seçim olduğunu düşünmeye başlarlar. Özellikle ağır travma yaşayan kişiler, sürekli olarak kendilerini öldürmek için planlar yapmaya başlar.

Konuyu Robin Williams özelinde değerlendirdiğimizde ise gelinen nokta bize ağır bir depresyonu işaret ediyor. Aktörün hem bedensel hem de psikolojik bir yıkım yaşadığını söylemek hatalı olmayacaktır. Oyuncunun, kendini asarak intihar etmesi, bu durumu, yani nasıl öleceğini zihninde defalarca tasarladığını da gösteriyor. Zaten çoğu kez depresyon komorbid gerçekleşiyor yani çoğu kez depresyonla birlikte kişide başka psikolojik rahatsızlıklar da (anksiyete, panik bozukluk, obsesyon, duygudurum bozukluğu gibi) bulunuyor. Bu nedenle ünlü aktörün bu noktaya gelmesinde muhtemelen depresyonla birlikte pek çok başka problemleri de olduğu düşünülebilir.

Depresyonu Es Geçmeyin!

Tedavi edilmemiş bir depresyon dönemi 6-20 ay kadar sürer. Tedavi edilen depresyonlar 3 aydan sonra iyileşmeye başlar. Ancak bir antidepresan desteği alınıyorsa, bu ilaçların 3 aydan daha kısa bir zaman dilimi içinde bırakılması, depresyonun geriye dönmesiyle sonuçlanır. Bu nedenle uzman desteği aldığınız kişilerin talimatlarına birebir uymak, tedaviden iyi bir sonuç elde etmek için çok önemlidir.

Depresyon tedavisinde bireysel psikolojik terapiler veya medikal tedavi seçeneklerini tercih ederiz. Eğer bir travma yaşadıysanız veya kendinizde anlattığımız durumlara benzer bazı yakınmalar olduğunu düşünüyorsanız, mutlaka destek almakta büyük fayda olacaktır.

İnsanlar genelde dış görünüşlerine özen gösterirler, kıyafetlerine veya bedenlerine. Ancak unutmayınız ki bedenin yuva bildiği ruhumuzun sağlığı tüm bunlardan daha değerlidir.

Psikolojik Danışmanlık & Aile Danışmanlığı
üzerine ayrıntılı bilgi almak için www.cozumpsikoloji.com ‘u ziyaret edebilirsiniz.

1 Trackback

Sizde Fikirlerinizi Paylaşın

E-Posta adresin asla başkalarıyla paylaşılmaz. Yıldızlı alanlar zorunludur *