Tesettür Giyimin Ünlü Tasarımcısı Rabia Yalçın İle Röportaj

Tesettür Giyimin Ünlü Tasarımcısı Rabia Yalçın İle Röportaj

katre3ad907663abf2841by

Karşı mahallede dolaşan Ayşe Arman‘ın yolu bu kez, tesettür tasarımcısı Rabia Yalçın‘ın modaevine düşüyor. BBC’den CNBC-e’ye dünya televizyonlarının çoktan keşfettiği Yalçın’a göre tesettürlü kadının iki kapılı gardırobu var. Biri içeriye, diğeri dışarıya açılıyor. Çünkü; “Evdeki giysilerinizi sokakta giyemiyorsunuz. Onlar dışarıda ofsayt. Dolayısıyla, iki gardırop düzmek zorundasınız. Bu da sinir bozucu.”

İLKOKUL 2’den terk. “Biyolojik babamla, devlet babam, etek boyum üzerine bir anlaşmaya varamadı. Babam beni okuldan aldı” diyor. Babası, “Kızımın etek boyu, diz altı olacak!” demiş, okulun müdürü, “Hayır efendim, bütün çocukların etek boyu diz ve dizinin üstü!” demiş. Her zaman olduğu gibi erkekler birbirine girmiş, olan o küçük kıza olmuş…

Eğitimi yarıda kalıyor, bir daha da okula hiç gitmiyor. Sonra hayatına, annesinden öğrendiği dikiş giriyor. Ve kumaşlar, modeller, kesmek, dikmek onu büyülüyor… Çok zevkli, çok becerikli ve çok yaratıcı… Tasarıma kadar uzanan bir yolculuk… Yurtdışına açılmaya karar veriyor, New York’ta ödül alıyor… O günden beri de canla başla çalışıyor, her sene bir koleksiyon yaratıyor. Onun gibi bireysel tesettür tasarımı yapan, haute couture çalışan pek az kişi var.

Türk modacı Rabia Yalçın’ı, BBC’den CNBC-e’ye kadar dünya televizyonları çoktan keşfetmiş ve röportaj yapmış bile. Sıra bizde. Demet’le, Şakayık Sokak’taki ofisine gittiğimizde, 25 yıldır evli olduğunu öğreniyoruz. “Aynı adamla mı?” diyoruz, espri yapıyoruz. “A tabii, çok da hoştur kocam, iyi de insan keser!” diyor. Aşkla bağlı olduğu, birlikte yelken yapmayı sevdiği cerrah kocasından (Orhan Yalçın), 24 yaşında bir kızı, 20 yaşında bir oğlu var. Annelerinin tersine çok iyi eğitim alıyorlar.

Müthiş bir kadın var karşımızda… Çok akıllı, çok hızlı, çok tatlı… Bir de pek güzel ve estetik… İnsan elinden olmadan iç geçiriyor ve şöyle diyor: “Ah keşke bu ülkede bütün kapalılar onun gibi estetik olsa…”

  • Siz kişiye özel bir tesettür tasarımcısınız. Bu işleri sizden iyi kimse bilemez. Soruyorum: Örtünmenin, gerçekten bir cazibesi var mı?

Hülya Avşar da benimle bir röportaj yaptı, “Kapalı kadınlar çok şık görünüyorlar, çok dişiler, çok kadınsılar, seksapeliteleri yüksek, herkes onlara bakıyor filan” dedi. Ben de dinledim, dinledim, kapalı kadınlar neymiş diye, sonra dedim ki, “Hülya Hanım, söylediklerinize inanıyor musunuz? Eğer gerçekten böyle olsaydı, örtünmenin böyle bir cazibesi, albenisi olsaydı, yeryüzündeki bütün kadınlar kapanırdı!” Bu dediklerimde son derece samimiyim. Örtünmek, bizim inancınız için ödediğimiz bir bedel. Ağır bir bedel. Seksapelite denilen şeyi yok etmek için yapılıyor, başarıya da ulaşılıyor. Bunu bilerek bu işe girişiyorsunuz. İnanç faktörü olmasa mümkün değil. Ama bir taraftan da şöyle bir realite var, biz kadınlar, içimizdeki hoşluğu dışarı çıkarmaktan da zevk alan varlıklarınız. Örtüyle zor oluyor tabii…

  • Peki ne yapıyorsunuz? Karşınızdaki kadına bakıp, “Nasıl bir kuş kondursam da onu güzelleştirsem” mi diyorsunuz?

Bir kadını örterek güzelleştirmek, zarifleştirmek gerçekten zor. Açarak daha kolay. Çünkü kadın denilen varlık zaten güzel. Gül olarak düşünün. Siz onu kutunun içine koyuyorsunuz, o kutuya şık bir ambalaj yapmak durumdasınız. Hem zarif hem estetik görünmeli, hem de kendini o kutunun içinde güzel hissetmeli…

  • Siz bir kere başınızı farklı bağlıyorsunuz…

Evet, iki türüm var. Ya ceketin içinden sarkıtırım ya da arkadan küçük bağlarım. Her yiğidin yoğurt yiyişi farklıdır. Benimki, mutaassıpların hoşlanmadığı bir örtünme türü olabilir ama ben bu kadar örtünebiliyorum. Koleksiyonumda da bu tür şeyler yapıyorum.

  • Tesettür giyen kadın, kılık kıyafet seçerken zorlanır mı?

Hem de nasıl. Tesettürlü kadının iki kapılı bir gardırobu vardır. Biri içeriye açılır, diğeri dışarıya…

  • Nasıl yani?

Evdeki giysilerinizi sokakta giyemiyorsunuz. Onlar dışarıda ofsayt. Dolayısıyla, iki gardırop düzmek zorundasınız. Bu da sinir bozucu. Bir de tabii bir sürü şeye dikkat etmek gerekiyor, hem giyinirken hem kıyafet tasarlarken…

Rabia Yalçın, 6 Eylül 2008 tarihinde davet edildiği New York Moda Haftası kapsamında düzenlediği defilede, pet şişelerin geri dönüşümünden elde edilen kumaşlarla hazırladığı haute couture koleksiyonuyla “En Yenilikçi Haute Couture Tasarımcı Ödülü”nü aldı.

“Canlı renkler kullanma yürüyen bir top kumaşa dönersin”

  1. Türban ve kıyafetlerde çok canlı renkler kullanma! Yürüyen renkli bir top kumaşa dönersin.
  2. Allı, dallı başörtülerinden uzak dur! Cıssss! Kafana turuncu örtü takıp, pabucunu da turuncu yaptın mı, estetik olma sansın yok, turuncu bir portakal olur çıkarsın.
  3. Örtünü çok sıkı bağlama. Biraz bol olsun, örtü nefes alsın, merak etme, altında bone var, saçın görünmez, ama biraz gevşek bırakırsan o klastrofobik etki de azalır.

“Grace Kelly efekti”

  1. Kare başörtüler yerine, eşarp takmayı deneyebilirsin. 2.5-3 metrelik diktörtgen eşarplar. Ceketinin altından çıkartabilirsin. Grace Kelly efekti yaratabilir. Çok estetik olabilir. Ne kaybedersin?
  2. Hep pastel renkleri tercih et. Toprak renklerini, birbirine geçişli renkler…
  3. Bol kıyafetlerin içinde bir kadının bedenini salması daha kolay, yapma, yediklerine dikkat et, kilo fazlası tesettür giyiminde de sorun.
  • Kafanızı bağlama biçiminiz, Dubai’dekilerin tarzına benziyor…

Evet ama onlarda saç görünür, bende görünmüyor. Örtünmede, bölgenin kültürünün de çok etkisi var. İran’da mesela, devlet eliyle bir kapalılık var. Sizi, devlet kapanmaya zorluyor, şiddetle karşıyım buna. Ve bakıyorsunuz, saçından bir perçem görünüyor. İnanç olarak yapılsa görünmemesi lazım, devlet zoruyla yapınca, o kadarını yapabiliyor. Öyle bir kültür oluşmuş. Bizde böyle bir kültür yok. Dubai’ye ya da İran’a benzemiyor, yarım kapalılık diye bir şey yok bizde. Ya kapatıyorsunuz ya açıyorsunuz. Ben, saçımın görünmediği bir eşarp modeli tutturdum gidiyorum, hoşuma gidiyor.

  • Sizin iğneleriniz nerede?

İğnem filan yok. Sadece bonem var. O da saçlarım görünmesin diye. Çünkü bu sefer karşımdaki “Aman Allah’ım eşarbı kayıyor, saçı görünecek!” diye tasalanacak, ben de ikide bir kafasını düzelten, tikli biri olmak istemem. Hani mini etek giyerler, ikide bir eteklerini çekiştirirler. Ya giyme, ya da giyiyorsan adam gibi taşı o eteği.

  • Sizin kızınız da kapalı mı?

Elbette. 14 yaşında kendi isteğiyle. “Daha sonra başaramayabilirim” dedi. Kadınlığının uyandığı ve aynaya tanıştığı dönemdi. O da benim gibi kapanır.

  • Pardösü mü giyersiniz siz?

Ceket de giyerim, pardösü de. Kilom da fazla olmadığı için şanslıyım, birçok şeyi taşıyabiliyorum. Kilonun az olması da bir avantaj, tesettür giyiminde bile.

  • Kapana kapana insan daha kolay kilo alır değil mi?

Öyle bir şey var. Bol giysilerle insan kendini daha çok salıyor. Oysa dar giyerseniz dik oturuyorsunuz.

  • Peki topuklu ayakkabı?

Bayılırım. New Yorka’ta bir kadın gazeteci, benimle röportaj yapacaktı, şöyle baştan aşağı süzdü, ayakkabılarımı gördü, gözleri parladı, “Aman Allah’ım, siz topuklu giyer misiniz!” dedi. “Aman Allah’ım şüpheniz mi vardı!” dedim.

  • Rabia Yalçın, söyleşi için teşekkür ederim. Sizin gibi estetik örtünen kadın az gördüm. İnşallah çok kişiye örnek olursunuz…

Çok teşekkür ederim. Bence siz benim eşarplarımı beğendiniz, 2.5-3 metrelik eşarplar kullanıyorum, ceketin içinden çıkarıyorum, eteğimin boyuna kadar iniyor, rüzgarda uçuyor. Gelin, size puanlı olanı bir takayım…

Kaynak: Hürriyet

3 Yorum Bulunuyor

  • 2009-10-18 | Permalink |

    Muhteşem bir modacı

  • 2009-10-18 | Permalink |

    Beğenerek takip ettiğim saygın bir bayan ve röportajını da dikkatle okudum,bakış açısı çok güzel.

  • ELİF
    2009-10-18 | Permalink |

    ayşe arman ve rabia yalçın? 😀 çok güzel bir röportaj olmuş 😉

Sizde Fikirlerinizi Paylaşın

E-Posta adresin asla başkalarıyla paylaşılmaz. Yıldızlı alanlar zorunludur *