Gazze’nin Hiç Büyümeyen Çocukları

Gazze’nin Hiç Büyümeyen Çocukları

Gazze’nin Hiç Büyümeyen Çocukları

Gazze’de ve dünyanın her yerinde çocuklar ölüyor; birer birer, onar onar, yüzer yüzer.. Asırlar boyunca, savaşlar boyunca, büyüklerin hatalarının ve hırslarının bedelini en çok çocuklar ödediler ve bu savaş sürdükçe de ödemeye devam edecekler. Çünkü her savaş kandan beslenir. Bu savaş bitmedikçe, bu acılar dinmeyecek. Bu keder, kanamaya devam edecek. İnsanlığın surları üzerimize yıkılmaya ve bizi utandırmaya devam edecek. Katılaşmış kalplerin savaşında yitirdiğimiz çocuklarımız için, hayıflanmaktan, kızmaktan daha öte bir şeyler yapmak gerekiyor. Bu savaşa artık “yeter” demek gerekiyor.

Günlerdir süren Gazze katliamında, tonlarca bomba Filistin’deki insanların üzerlerine yağdı. Ve Gazze’de çocuklar artık büyümeden ölüyor.. Gazze’de her ölümün adresi belli. Gazze’de her gözyaşının sebebi aynı. Bu yazımı, Gazze’de hayatını kaybeden ve tüm İslam coğrafyalarında şehit edilen masum kardeşlerimize ve o hiç büyümeyen çocuklara ithaf ederim.

Çocukları Vuracak Kadar Kötüydü Onlar!

Kötüydü çocukları vuranlar. Elleri kuruyan Leheb’ti onlar. Ebü Cehil kadar cahildi onlar. Zorbaydılar. Nefret doluydular. Yoldaşları İblis idi. Zulmü sever, zalimi alkışlar oldular. Kötülüğe suskun, adalete kör baktılar. Savaşa tutkundular. Bütün masumları vurdular. En çok da çocukları vurdular.

Bir baharı kışa boyayacak, kana bulayacak kadar hırslıydılar. Bahara zemheri, sevdaya ayrılık oldular. Bir bardak petrol için Azrail’i oynadılar. Bir karış toprak için, bin yuvayı yıktılar. Masallarıyla uyuyan çocukları, bir gece yarısı, tam da masallarında vurdular.

Habil ile Kabil idi onlar. Kralın, eli kanlı soytarısıydı onlar. Şeytanla yarışandılar. Hutameye odundular. Büyüktü onlar. Çok büyüktü onlar. Hâlbuki hepsi bir zamanlar çocuktular. Bugün ise zalim oldular.

Gazze’nin Hiç Büyümeyen Çocukları

Onlar Sadece Çocuktular!

Evet, çocuktu onlar. Hepsi sadece çocuktular. Büyüklerin öfkesini anlayamayacak kadar, dünyayı oyun sanacak kadar çocuktu onlar. Yüzleri masum, dilleri masum, elleri masum ! Kimi Nil’in kıyısında, kimi Şam’ın poyrazında, kimiyse savaşın tam ortasında; Filistin’de, Arakan’da, Bosna’da, Afrika’da çocuktu onlar. Ama sadece çocuktular..

Onlar ki, henüz öfkenin kavurmadığı, ateşin yakmadığı kalpler kadar masumdular. Onlar ki, akıl baliğ olamayacak kadar çocuktular. Onlar ki; ne zehir, ne de panzehiri bilemeyecek kadar; yaralarına merhem olamayacak kadar çocuktular. Sadece çocuktu onlar..

Kurşunların önünde, silahların hedefinde, yazgısı ölüm olan çocuklardı onlar. Savaşın ne demek olduğunu bilemeyecek, bilse de tanıyamayacak, tanısa da bu korkunç savaştan kendilerini koruyamayacak kadar çocuktu onlar.. Dedim ya, onlar sadece çocuktular.

Kimisi kucakta, kimisi sokakta, sevgiden başka bir şeye susamayacak kadar çocuktu onlar. Prens William’ın çocuğu kadar, aslında bütün dünyadaki çocuklar kadar çocuktu onlar.. Tek tek vuruldular, oysaki vurulmayacak kadar çocuktular. Oysaki, daha ölmeyecek kadar çocuktu onlar. Unuttular çocuk olmayı. Unuttular misket oynamayı. Halbuki sadece çocuktu onlar..

Esma’yı da vurdular, Musa’yı da vurdular, Hüseyin’i de vurdular. Yezid’in eli kanlıydı, çocukları da kana buladılar. Firavun’a Musa’ydı onlar, ama sadece çocuktular. Bir silahın namlusuna dokunmamış ama bir silahın namlusu, hayatlarını delik deşik etmiş çocuklardı onlar. Savaşın gereksizliğinin kanıtıydı onlar. Belki de bu yüzden, en çok onlar vuruldular. Oysaki sadece çocuktu onlar..

Ölümleri, yeryüzünü kahredecek, gökyüzünü dar edecek kadar çocuktu onlar. Gölgesiz, merhametsiz, adaletsiz bir savaşın tanığıydı onlar. Son nefesleri başımızı öne eğdirecek kadar çocuktu onlar. Velev ki sadece çocuktu onlar ve dünyanın her yerinde aynı çocuktular..

Zulmü utandıracak kadar ve zulmetmeyecek kadar çocuktu onlar. Öfkesiz, nefretsiz, sessizdi onlar. Bir gün hiç konuşmadılar. Kelimeleri boğazlarında düğüm. Bir daha hiç konuşmadılar. Oysaki, akan bir su gibi konuşan çocuklardı onlar. Güle şarkılar söyleyen bülbüldü onlar. Sustular. Hiç konuşmadılar. Belli ki sözlerini mahşere sakladılar..

Büyükler bir bahar uydurdular. Onlar, bir bahara en çok yakışan beyaz papatyalar kadar çocuktular. Yağmursuz, bereketsiz, çorak bir baharın, kupkuru bir toprağın en yeşiliydi onlar. Onlar açan değil, o baharın solan çiçekleri oldular. Yağmursuz bir baharın ıssızlığında, son baharlarını yaşadılar. Halbuki bahardılar, yeşildiler, yağmur kadar bereketliydiler. Sonuçta sadece çocuktu onlar..

Tarifsiz, çocuktu onlar! Anlamsız bir savaşın öksüzleri, yetimleri oldular. Cılız bedenleri toprakta, ruhları arşa yükselmiş çocuklardı onlar. Kendilerine ait olmayan bir savaşın, en büyük bedeliydi onlar. Zaten bu savaşı hiç anlamadılar. Nihayetinde çocuktu onlar..

Zulmün topraklarında yaşarken, her ağıtla büyüyen çocuklardı onlar. Kayba da, gayba da alışkındılar. Ölüme yakın, öldürmeye yabancı, ölmeye ise henüz daha aşina olmayan çocuklardı onlar. Hatta öyle ki, ölmeyi dahi bilemeyecek kadar çocuktu onlar..

Secdede Peygamber (SAV)’in sırtına çıkan çocuklardı onlar. Resulullah’ın tebessüm ettiği çocuktu onlar. Masumiyetin en saf haliydi onlar. Hüseyin’in kanlı gömleğiydi onlar. Ölümün en saf ve şiddetli haliydi onlar. Şehadet şerbetini içtiklerinde, daha sadece çocuktular..

Uykusuzluğa, açlığa, sefalete tevekkül çocuklardı onlar. İnsanlığın çıplak kalmışlığının örtüsüydü onlar. Savaşın en korkunç hedefiydi onlar. Ve zulme biçilen tüm kılıfları paramparça edecek kadar çocuktu onlar. Zulüm oldu kefenleri, kimisi kefensizdi. Kefensiz üşürler mi dedirtecek kadar çocuktu onlar. Onlar sadece çocuktular..

Adem’in çocukları, Havva’nın çocuklarıydı onlar. Ateşte yanmayan İbrahim’di onlar. Kuyudan yükselen Yusuf’tu onlar. Kuşlara dildar olan Süleyman’dı onlar. Tufanda gemisiz Nuh oldular. Nemrut’ta kayboldular. Halbuki sadece çocuktu onlar..

Öylesine çocuktular ki. Düşmana dahi merhamet edecek kadar çocuktular. O kadar çocuktular ki. Kötülüğe ihtimal vermeyecek kadar çocuktular. O kadar acizdiler ki. Vahşetin karşısında en savunmasız olanlardı onlar. Dedim ya, onlar sadece çocuktular..

Müslüman, Hıristiyan, Yahudi diye ayıramayacak kadar çocuktu onlar. Müslüman’ı, Müslüman’a kırdırmayacak kadar, Kızılderilileri yok etmeyecek kadar, bir çiçeği dalından koparmayacak kadar, yeryüzünü bombalarla yıkmayacak kadar ve İsrailoğullarına kafa tutacak kadar çocuktu onlar. Kainatın coğrafyalarına yas getirmeyecek kadar, yas tutmaya reşit olmayacak kadar, puslu kıtalara güneş olacak ve Kabe’yi yıkmayacak, yıktırmayacak kadar çocuktu onlar. Onlar sadece çocuktular..

Kalplerin putlarını yıkacak çocuklardı onlar. Kudüs’de secde edecek çocuklardı onlar. Nihayetinde gönül ehliydi onlar. Mezhebi iman olan, kalpleri insan olan çocuklardı onlar. Kudüs’ün çocuklarıydı onlar. Onlar sadece çocuktular..

Savaşın çığlığında, insanların sığlığında, bir nefeste büyüyen ve bir solukta ölen çocuklardı onlar. Kimyasal olamayacak kadar doğaldı onlar. Velev ki, çocuktu onlar ve bir gün, mezarlarının toprağı kurusa dahi, hep çocuk kalacaklar. Zaten hep çocuktu onlar..

Süt kokulu çocuklardı onlar. Annesinin göğsünde uyuyan çocuklardı onlar. Savaşlara meydan okuyan çocuklardı onlar. Geceleri şehirlerini Ay yerine bombaların aydınlattığı çocuklardı onlar. Şehirlerinin nasıl yağmalandığını, nasıl harabeye döndürüldüğünü görecek kadar; gören gözlerin bu acıya katlanamayacağı kadar çocuktu onlar. Meleklerin koruduğu çocuklardı onlar. Kimisi üç, kimisi beş, kimisi onbeş, her ne olursa olsun, hepsi çocuktular. Her ölüm erkendi belki ama ölümün en erken haliydi onlar. Onlar sadece çocuktular..

Düşman değildi onlar. Zalim değildi onlar. Güçlü değildi onlar. Suçlu değildi onlar. Çocuktular.

Onlar sadece çocuktular..

Bu bir savaş ötesi yok. Ve bu savaşta her Müslüman’ın durması gereken yer çok aşikar. İsrail önce Filistin’in topraklarını işgal etti, sonra da o topraklara Filistin halkını yabancı etti. Bu elbette, sistematik işleyen bir dünya politikası. İsrail vuracak, sonra geçici barış anlaşmaları yapılacakk, İsrail bir daha vuracak, bir daha ve bir daha. Filistin’in, İsrail tarafından içine düşürüldüğü bu kısırdöngüden kurtarılması çok elzem. Biz Müslümanlara düşen görev, dünyanın her neresinde olursa olsun, yapılan zulme karşı mücadele etmek olmalı. Elimizden geldiğince. Dilimiz döndüğünce. Ve artık sadece susup izlemekten daha öte bir şeyler yapılmalı. Zira Filistin’de yiten her can, ümmetin de hesabı..

Gazze için, Gazze’de yıkılan her şey için, paramparça olmuş bedenler ve ruhlar için, toprağa gömdüklerimiz için ve daha nicelerini toprağa gömmemek için elimizden gelenin en iyisini yapmamız duasıyla.

Şüphesiz Allah her şeye şahittir.

2 Yorum Bulunuyor

  • sevgi potur
    2014-07-23 | Permalink |

    Tamda dusuncelerimize tercuman olmussunuz sözde müslüman bir ulkede yasiyoruz fakat muslumanca yasayabilmek ateş pahasi basta tesettür olmak uzere tatil merkezleri oteller bile normalinin 2 kati sebep dinimize uygun yasayabilmenin bedeli cok yazik ki tesetturde markalasmis isimlerde hep daha fazlasının pesinde kimse de buna bi dur demiyor her geçen gün dahada pahallanarak artmaya devam ediyor sadece tesetturu uretmekle marka olunmuyor büyük is adamlari olmuslar ama asil muhim olan islamiyeti yasamak olan insanlığa her kesimden insana faydali olabilmek tek bi ust standarda değil …

  • ÜMMÜHAN
    2014-11-01 | Permalink |

    keleminize yüreğinize sağlık olsun,çok güzel bi yazı olmuş

Sizde Fikirlerinizi Paylaşın

E-Posta adresin asla başkalarıyla paylaşılmaz. Yıldızlı alanlar zorunludur *