Sevda Türküsev İle Çok Özel Röportaj / Bölüm-2

Sevda Türküsev İle Çok Özel Röportaj / Bölüm-2

Sevda Türküsev ile Röportaj

Televizyon ekranlarının ses getiren ismi Sevda Türküsev ile muhafazakar kadınların değişen kimlik yapısını konuşmaya devam ediyoruz.

Hümeyra Yabar: Ses getiren bir diğer kitabınız olan Başındaki Örtüyü Kirletme’nin vermek istediği mesaj neydi?

Sevda Türküsev: Başındaki Örtüyü Kirletme kitabımı da çok seviyorum. Maalesef özellikle gençler baş örtüsünü tesettür zannediyorlar. Başını örtüp çok aşırı makyaj yapmak, daracık giyinmek… Bunlar doğru değil. Tesettürlü olsunlar veya vebal altına girmek istemem ama açsınlar başlarını daha iyi. Çünkü o zaman İslama laf geliyor. Tabii ki, açmasın, daha iyi örtünsün.

İnsanlara değil Allah’a nasıl göründüğün önemli. Baş örtüsünü takıyorsan tesettürle birlikte uygulaman gerekir. Ben hep diyorum, “Farzdan mı yoksa tarzdan mı kapalılık?” Buna dikkat etmek lazım. Sadece saçı örtmek tesettür değildir. Başörtüsü tesettürün önemli bir parçasıdır. O yüzden tesettür baştan aşağı, hatta duyguların da dahil olduğu bir örtünme biçimidir. Abartı kendini kaybetmiş hakikattir. Abartılı olmayacağız.

Tesettürsüz olmamla ilgili eleştiriler alıyorum. Bu benim nefsimin zaafiyeti, diyorum. Benimle alakalı bir şey bu. Halimiz bu. Ama bu bizim imansız olduğumuz, cehennemlik olduğum anlamına gelmiyor. Bu konuda günahkar olduğumuzu bilelim, önemli olan o. Tabii ki insanlar konuşur. Ben kimseye, “Başını ört.” demedim bu zamana kadar. Baş örtüsünü sonuna kadar savundum. Çünkü ben tesettürlü olmadığım için, bir başkasına “Tesettüre gir.” diyemem ama tesettürü sonuna kadar savunurum. Ben herkesi namaza davet ediyorum. Çünkü kendim çocuk yaşlardan beri beş vakit namaz kıldığım için o konuda rahatım. Bana deseler ki, önce kendin kıl, ben zaten kılıyorum. Kardeşim başınızı örtün diye televizyonlara mı çıktım? Baş örtülü insanlara insan hakları adına, inanç özgürlükleri adına saygı duyulması ve haklarının elinde olmasını savunuyorum. Doğrunun da bu olduğunu söylüyorum. Ama o doğruyu yapamadığım için kimseye tesettüre gir diyemiyorum.

Hümeyra Yabar: Bizim de kitlemiz, genç muhafazakar kadınlar. Bu anlamda, bu sohbet bizim için çok değerli…

Sevda Türküsev: Ben hepsinin ablası, annesi yaşındayım. Buradan tavsiye edeyim, lütfen doğru tesettür! O örtünün hakkını verelim. Tesettür, kadının dişiliğini arka plana atıp, kişiliğini ön plana çıkartmasıdır. Bana göre tesettürlü olsun olmasın, kadınlar dişiliğini arka plana atıp, kişiliklerini ön plana çıkarmalı.

Kişilik nedir? En baştan beri konuştuğumuz: donanımlı mısın, varlık gösterdiğin yer neresi, davranışların, okudukların, yaptıkların, topluma ne kadar faydalısın, kariyerin, tahsilin… Kişilik bunlardır. O yüzden her kadın, özellikle de tesettürlü kadınlar bunlara daha çok dikkat etmeli.

Sevda Türküsev ile Röportaj

Hümeyra Yabar: Sergilediğiniz duruş, medyadaki mecralarınızı daraltıyor. İsminiz önde olduğu halde başkasına ödül verenler, programınızı son anda iptal edenler.. Bu sizi korkutmuyor mu?

Sevda Türküsev: Neden korkayım ki? Ben işimi yapıyorum. Kalemşör olsaydım, çok daha farklı pozisyonlarda olurdum. Yakın zamanda bununla ilgili bir şey yaşadım. Bir ödül verilecek, arkadaşım diyor ki “Sevda Türküsev’e verelim.” O grup da: “Sevda çok sert, Sevilay’a verelim.” diyorlar. Yalan değil herkes biliyor. Sonra Sevilay’a gidiyorlar, Sevilay da “Ben gelemem, Balçiçek’e verin.” diyor. Bana vermeyip Balçiçek’e veriyorlar, o da asistanını yolluyor. O ödülü başkasına verenler, benimle aynı davanın insanları.

Hümeyra Yabar: Sosyal medya hesaplarınıza yapılan yorumlara bakıldığında sizi temsilcileri, sesleri olarak gören çok sayıda insan var. Bu olumlu tepkilerin yanı sıra, size yöneltilen eleştirileri nasıl göğüslüyorsunuz?

Sevda Türküsev: Eğer herkes övüyorsa ya da herkes yeriyorsa orada bir sıkıntı vardır. Yaptığınız şeyler birilerini mutlu ederken, birilerini de zıplatmalı. Bu genel kuraldır. Hayatta herkesi mutlu edemezsiniz. Her zaman sizden farklı düşünenler olacağı için eğer duruşunuz sağlamsa sizi bir tehlike olarak görürler. Mesela beni sürekli bitirmeye çalışıyorlar. Radikal, Hürriyet, CNN Türk, Sözcü, Oda TV sürekli takipteler. Ben bundan memnun oluyorum. Demek ki, dikkate alıp okuyorlar. Geçen birisi “Twitter’a girdiğimde Sevda Türküsev beni Twitter’dan soğutuyor.” yazmış. Cevap yazdım, “Takip etme.” Demek ki senin bilinçaltında bana bir hayranlık var veya merak ediyorsun. Mesela ben Selahattin Demirtaş’ı takip ediyorum. Aslı Aydıntaşbaş’ı, Öztürk’ü takip ediyorum. Onlara verecek bir cevabım oluyor. Çünkü toplumu ilgilendiren bir konu var ortada. Hayatta omurgalı bir duruşun olacak.

Hümeyra Yabar: Nasıl bir Türkiye hayal ediyorsunuz?

Ben okuyan, bilinçli ve inançlı bir nesil istiyorum.”

Sevda Türküsev: Hem okuyan hem bilinçli bir nesil istiyorum. Sadece dindar değil; bilgili, okuyan, prezentabl, örnek, rol model olacak bir nesil istiyorum. Sadece dindar bir nesil istemiyorum, radikal oluyorlar o zaman.

Dini duygularını, kendi duyguları ile karıştırıp aşırıya kaçtığında, ortaya fanatizm çıkıyor. Aynı şey diğer inanç sistemleri için de geçerli. Tek bir tarafa çalışırsan orada bir radikalleşme olabilir ve o radikalleşme etrafı incitebilir. Zaten Cenab-ı Allah, kullarının ilim sahibi olmasını istiyor. Bunu Kuran’da söylüyor. İlk ayet “İkra“, “Oku” ayeti. Kuranı tamamen okuduğunuzda, Cenab’ı Allah’ın istediklerinin sadece dini ilimlerle yapılamayacağını görürsünüz. Çünkü Cenabı Allah, gelişmiş, akıl sahibi bir kul istiyor. Din ile ilimi birbirinden ayıramazsınız. Din de bir ilimdir, Allah’ın ilmidir. Olmazsa olmazdır. Dünya ilmi de, Allah’ın ilmini doğru anlamak, doğru anlatmak için bir başka olmazsa olmazdır. Birbirini tamamlarlar.

Mesela benim kendime göre bir üslubum var. Ben televizyonda dinden söz ettiğim zaman, insanlar çok etkileniyor. Anlattıklarımı; okuduğum kitaplardan, davranış bilimlerinden örneklerle, hikayelerle, Peygamber Efendimiz’in hayatından kesitlerle tamamlıyorum. Bu şekilde anlatınca insanları etki alanına alıyorsun, karizmatik oluyorsun. Karizma, kişisel çekim gücüdür. Bu güç sana Allah tarafından verilen bir tılsım olabilir. Ama yine, Allah senin bu tılsımı tamamlamanı istiyor.

Allah’ın istediği gibi bir kul olabilmek için; bir amelin çok iyi olacak, iki donanımlı olacaksın. Cenabı Allah kullarını güzel görmek istiyor. Abartıyı sevmez Cenabı Allah. Ben abartılı hayatları da eleştiriyorum. Cenabı Allah verdiği nimetleri kullarının üzerinde görmek ister, ama bunu başka insanlara gösteriş yapmak için, ezmek için, ego tatmini için yapıyorsan seni o malla imtihan ediyor demektir.

Sevda Türküsev ile Röportaj

Hümeyra Yabar: Her insan dünyaya bir amaç için gelir, diyorsunuz. Sizin dünyanızda da “paylaşmak” çok önemli. Komşularınızla, çocuklarla, kedilerle paylaşım üzerine kurduğunuz bir dünyanız var.

Sevda Türküsev: Ben her şeyi paylaşmak isterim. Zaten paylaştıkça çoğalır. Bilgimin zekatını STK’lara konferanslara giderek veririm. Veya cezaevinde eğitimler veririm. Malımın zekatını parayla veririm, sağlığımın zekatını sadakayla veririm. Bilginizin zekatını, o bilgileri başkalarıyla paylaşarak vermeniz lazım. Sevgiyi de paylaşmak lazım. Hırs insanı geç yatırır, erken kaldrır. Ben azimli insanı seviyorum. Hırslı iseniz, nefis sizi çok kolay ele geçirebilir ve ortaya bir canavar çıkabilir.

Paylaşmak istedikten sonra paylaşılacak çok şey bulunur. Annemlerin sokağı eski bir sokak olduğu için orada sokakta oynayan çocuklar var. Hep birlikte oynayan dört kız çocuğu var, ben onlara yirmi günde bir harçlık veririm. “Gidin Atilla bakkaldan bir şeyler alın” derim. Bir defasında karıştırmışım, on günde bir vermişim. Küçük kızlardan biri diyor ki “Ama daha yeni verdiniz…” “Ne zaman verdim?” “Geçen haftamıydı neydi…” Hepsinin durumu iyi ama çocuk onlar.

Benim evim birinci kat. Cama çıkıyorum, evimin önünde üç ayaklı bir kedi var. Beni görünce direkt cama geliyor. Kendisini sevdirmek için ölüyor. Bir de beyaz arkadaşı var. Bu iki kedi ilk karşılaştığımızda yanıma yaklaşmıyorlardı. Onlara yemek vererek, ilgilenerek aramızda bir bağ kuruldu. Şimdi evden çıktığımda sokağın yarısına kadar üç tane ayağıyla pıt pıt peşimden koşuyor. Bir lokantaya gittiğimde kalan etleri paketletiyorum, kedilere getiriyorum. Ben zararı yok ise farelerin, böceklerin veya yılanların bile öldürülmesine karşıyım. Çünkü Cenabı Allah, hayvanları insanların tasarrufu, faydası için yaratmış. Onlar birbirlerini öldürüp yiyorlar zaten. Dinimizde öyledir. Size zararı dokunmayan hayvanı öldürmeyin. Geçen bir karikatür gördüm. Bir tane aslan insan kafalarını dizmiş duvara, diyor ki: “Onlar yapınca av oluyor, biz yapınca vahşet.” Bırak o aslan doğaya ait. Ben aslan öldürdüm.” Neyle öldürdün, silahla. Git güreş bakalım aslanı öldürebiliyor musun. Afrikadaki yamyamlar bu işi çok iyi yapıyorlar.

Hümeyra Yabar: Şimdi karşımıza bambaşka bir Sevda Türküsev çıktı…

Sevda Türküsev: Gerçek öz güven duygusu neyi, nerede, nasıl yapacağını bilmektir. Ben günlük yaşamda televizyondaki gibi olsam kafayı yerim, psikopatın teki olurum. Benim o sert görünümüm, davamı savunurken, inançlarımı savunurken öne çıkar. Normal zamanda aile danışmanıyım. Konferanslarım stand-up gibi geçiyor. Oraya gelenler de şaşırıyor. Bunu ayırmak lazım. Ben egolarımı ailem, arkadaşlarım ya da yanımda çalışan insanlar üzerinde mi tatmin edeceğim? Hayır. Öyle bir tatmin ihtiyacı olanlar, kendinden daha yüksek egolu olan birinin üzerinde tatmin etsin de göreyim. Egolu insanlar hep kendinden daha aşağıdaki insanlar üzerinde güç gösterisi yapar. Benim hatlarım da vardır. Kimse dört dörtlük değil. Ben bu semtte oturuyorum, burada eczacı beni tanır, muhtarla aram iyi, Sucu Bayram var. Ben çocuktan su almıyorum ama arabamın anahtarını güvenle ona bırakabiliyorum. Veya arabanın lastiği patlıyor, Bayram’a bir telefon açıyorum, çocuk onu yaptırıyor. Aynı şekilde buradaki fırın, kuaför hepsiyle bir iletişimim var. Egomla neden bu insanların arasına gireyim? Ama biri bana ukalalık yaparsa öyle bir burnumu kaldırırım ki, benden daha egolusu olamaz. Sezar’ın hakkını Sezar’a vereceksin. Bana ukalalık yapıyorsa, aniden Sevda gider Sevda Türküsev olurum. Annem kırk senedir aynı evde oturuyor. Halen o mahallenin çocuğuyum. Burada oturmamın sebebi de, çok büyük siteleri sevmiyorum. Burada daha mahalle kültürü var. Geceleri eczanede mahallece nöbet tutuyoruz. Bunlar insanı besleyen şeyler. İnsani duygularını sosyalleşerek, hayvanlarla, doğayla, ağaçla, toprakla bir iletişim halindeyken beslersin. Bu kendinle barışık olmaktır. Onlarla baş etmeyi öğrenirsen hayatta başarılı olursun.

Sevda Türküsev ile Röportaj

Hümeyra Yabar: Televizyonun önündeki ve arkasındaki dünyanızı dengede tutmayı nasıl başarıyorsunuz?

Sevda Türküsev: Aslında televizyonda izlerken şunu kaçırıyorsunuz. Ben en sert sohbetlerde bile arada espiri yaparım. Ama sadece inançlarını savunan kadına odaklandığınız için gözden kaçıyor. Ben kendimle de çok dalga geçerim. Çünkü bazen ben de aptallık yapıyorum. Yaparsın, insansın. Sinirlerim bozuk olduğu zaman oğluma “Bir süre görüşmeyelim çünkü seni kırabilirim.” derim. Onunla yapılarımız çok farklıdır. O çok rahat, içine atar daha doğrusu. Ben de tam tersiyim. Önlem alırım kendime, arkadaşlarımla görüşmem.

Önyargı, yanılgılara açılan kapıdır. Kimse televizyonda görüldüğü gibi değil. Televizyonda çok sevimli, çok mütevazi görünen insanların çoğu telefonlara çıkmaz. Ben bana gönderilen bütün e-maillere anında cevap vermek isterim. Bana diyorlar ki, biraz beklet, ulaşılmaz ol. O insanlar kendilerinden bir ricada bulunanları günler sonra arıyorlar. Bir konser ya da konferans gibi paralı bir iş ise hemen dönüyorlar. İnsanların önünü açmak lazım. Bunların içinde vefalısı olur, vefasızı olur o ayrı bir konu. Ama ben açarım. Ben dünyanın iyi bir yer olmasını istiyorum. Olaya radikal ve ezbere bakmamak lazım. Vizyonel bakmak lazım. Ben insanlar iyi olsun, dünya iyi olsun onun derdindeyim.

Hümeyra Yabar: Son olarak, muhafazakar hanımlara neler söylemek istersiniz?

Sevda Türküsev: Ben kadın kimliğinin gelişmiş olmasını istiyorum. Tahsilli ve inançlı olmasını istiyorum. Çünkü onlar çocuk yetiştiriyorlar. O yüzden kadınlara tavsiyem; bol bol kitap okusunlar, doğru programları izlesinler, modern olsunlar, abartıdan uzak dursunlar. Bir falcıya gitmek için para biriktirip 50 lira ödüyorlar, bir kitaba 10 liraya vermeye 10 saat düşünüyorlar, çoğunlukla da almıyorlar. Belediyelerin hazırladığı konferanslara gitsinler, bilgili insanların bilgilerinden faydalansınlar. Az uyusunlar. Az uyumak çok yaşamak demektir.

Çünkü hayat geçiyor, çok uzun dediğimiz hayat; bugün 46 yaşındayım, daha dün senin yaşlarındaydım. Oğlum küçücüktü şimdi mühendis, evlenecek, kayınvalide olacağım, yirmi sene sonra da belki de torunumun üniversite heyecanını yaşamış olacağım ve “Vay be ne çabuk geçti.” diyeceğim. Zamanı kaçırmayın diyorum.

Sevda Türküsev Röportajı – Bölüm-2

Sevda Türküsev Röportajı 1. bölüm

Röportaj: Hümeyra Yabar

1 Trackback

Sizde Fikirlerinizi Paylaşın

E-Posta adresin asla başkalarıyla paylaşılmaz. Yıldızlı alanlar zorunludur *