Mutlu Ol, Bu Bir Emirdir!

Mutlu Ol, Bu Bir Emirdir!

Mutlu Ol, Bu Bir Emirdir!  Zeynep Karaca

Bu yazı bir şey anlatmak istemekten çok bir merak için yazılıyor aslında. Siz de böyle düşünüyor musunuz’un merakı.

Bir zamanlar konu komşuyu, eşi dostu, işçiyi memuru, emekliyi öğretmeni bir ‘sağlıklı yaşam’ hevesi sarmıştı. Aktarlardan alınmadık ot, denenmedik ‘falanca meyvenin çekirdeğinin yağı’ kalmamıştı. Domatesle kanser olmuyor, fındıkla cevizle enerji buluyor, lahana suyuyla zayıflıyor, kirazla ölümsüzleşiyorduk. Her derde deva otlar vardı ama şunlar şunlar ne çok zararlıydı.

Ekranlar lokman hekimlerle dolup taşıyor herkes 80’inde de ‘turp’ gibi olmak istiyordu. Şahane! Fakat elbette ülkemiz aşina olduğu şekilde yapıyor kimseyi kendi haline bırakmıyordu. Sağlık faşizmi!

Şimdilerde sağlık faşizminin ‘mutluluk faşizmiyle’ devir teslim törenini izliyoruz. Mutlu oluyoruz, ve bu bir emir. Yani; mutlu olunacak, derhal ol!

Mutlu Ol, Bu Bir Emirdir!  Zeynep Karaca

Öyle isteniyorsa öyle oluruz. Hemen, kendimize yeni kimlikler oluşturuyoruz. Profiller mi demeliydim? Evet, kendimize yeni ‘sanal kimlikler’/ profiller inşa ediyoruz. Nasıl istiyorsak öyle oluyoruz, sanıyoruz, nasıl istiyorlarsa öyle oluyoruz. Neşe saçan profil fotoğraflarımız, her şeyden aldığımız anlamını dahi bilmediğimiz ‘keyif’, renkli şamatalı başarılı yoğun mutlu hayatımız var. Var diyoruz oluyor. Böylesi moda diyorlar böylesini yaşıyoruz. Hüzne saygı yok, hüzünlü olmak ayıp. Dertlenmek, tasalanmak? Zinhar.
‘Bu hayata bir kere geliyoruz öyle değil mi en iyisini hak ediyoruz, en iyisini yaşamalıyız, en şen kahkahayı biz atmalıyız.’

Peki, en şen kahkahayı atan, ne kadar da mutlu hayatı olan, oradan oraya koşan, sevgi dolu, pür neş’e kadın/adam neden her şeyini paylaşıyorsun? Neden kimlerle nerede olduğunu, ne yediğini, ne düşündüğünü saniye saniye bildiriyorsun? Bu duruma kaç sebep bulunabilir ki, kaç cevabı vardır bu sorununun?

Mutlu Ol, Bu Bir Emirdir!  Zeynep Karaca

Ben bu soru için iki cevap düşünüyorum ilki; Ali Nesin’in, Türkiye’de eğitim sistemiyle alakalı olarak konuk olduğu programda söylediği bir söz, beğenip not etmiştim: ‘kimsenin kendisiyle baş başa kalmaya tahammülü yok. Kimse kendini dinlemiyor.’ Artık ekranlar var, televizyon ekranına bakmıyorsak, bilgisayarınkine bakıyoruz, hiçbir yere bakamıyorsak kulaklıklarımız imdada yetişiyor. Yani, kendisiyle baş başa kalmaktan ödü kopan insan aslında orada olmayan insanlarla ‘takılıyor’.

Cevap olabileceğini düşündüğüm ikinci şeyi ise Hakan Bıçakçı bu ay Sabitfikir dergisindeki sosyal medya ve kişisel gelişim kitaplarıyla ilgili yazısında şöyle söylüyor:
‘Alınteri çağı bitti gösteri çağı başladı. Gösteri her sabah yeniden başlıyor. İnsanlar özelleştiler, halka açıldılar, kamuya mal oldular. Onlar artık her türlü mahremiyetten vazgeçerek kendilerini düzenli olarak ihbar ediyorlar. Özgürlük eskiden zincirleri kırmak bağları koparmak demekti. Günümüzdeyse özgürlük ‘bağlantıda’ olmak. ‘’

Mutlu Ol, Bu Bir Emirdir!  Zeynep Karaca

Bu, ‘bağlantıda olmadığın sürece yoksun, ortalarda görünmezsen seni unutacaklar’ korkusu gibi geliyor bana. Gelişim psikolojisi dersinde görmüştük sanırım, bebekler-küçük çocuklar görüş alanında olmayan bir şeyin varlığını anlayamazlar. Yani annelerini görmedikleri zaman onun yok olduğunu sanırlar. Yok. Görüyorsam var, görmüyorsam yok. Şimdilerdeki bağlantıda değilsem ‘yokum’, yok olurum kaygısı da buradan geliyordur belki kim bilir.

Ama hüzün de iyidir, yalnız kalmak da… Sonra mutluluğu bir zorunluluk haline getirmek onu bir kaygıya dönüştürür, yapmayın. Mutluluğu tektipleştirmeyin.

Sizde Fikirlerinizi Paylaşın

E-Posta adresin asla başkalarıyla paylaşılmaz. Yıldızlı alanlar zorunludur *