Kadınlar Günü Senin Olsun Bana Değerimi Geri Ver

Kadınlar Günü Senin Olsun Bana Değerimi Geri Ver

Zeynep Karaca Yazıları Kadınlar Günü

Anneler günü, sevgililer günü, kadınlar günü… altın günü? Yok hayır, tamam o başka bir konu şimdi sırası değil.

Özel günler dendiğinde akla gelen ilk üç günün de kadınlara yönelik olmasının altına iyice bir bakılması gerektiğini düşünüyorum. Piyasaya sürülmüş bu yeni tükettikçe tüketelim günlerinin varımız yoğumuz kadınlarımız, canımız, nasıl da değer veriyoruz samimiyetsizliğine de iyice dikkat edilmeli.

Anneler günü ve sevgililer günü en azından hediye alma konseptiyle yola çıktığını başından belli eden günlerken kadınlar günü gibi bir hak arayışının, bir acının üzerine kurulmuş bu günün de cep telefonlarımıza ‘hanımlar müjde overlok makinası ayağınıza geldi’ tadında ‘tüm kozmetik ürünlerimizde yüzde elli indirim’, ‘elektrik süpürgelerimizde şok kampanya’, ‘mağazamızda kadınlar gününe özel yüzde yirmi indirim bulunmaktadır’ diyen mesajların geldiği bir güne dönüşmesi moda tabirle ‘işte bunlar hep kapitalizm’ dedirtiyor. Her yıl ezberlenmiş gibi senenin popüler erkek oyuncularına stiletto giydirip sütyen takmakla ruj sürüp gözlerine eyelinerdan duble yol yapmakla empati köprüleri kuruyorlar. Ya da ne bileyim birkaç kadın oyuncu mor göz makyajıyla kadına yönelik şiddete dikkat çekerek nasıl da duyarlılık gösterisi yapıyor. Ben her zamanki gibi sıkılıyorum. Yani.. ‘yaratıcılıklarını’ da duyarlılıklarını da sıkıcı buluyorum.

Zeynep Karaca Yazıları Kadınlar Günü

Nasıl ki her yasak kendi isyancısını doğuruyorsa her özel gün de kendi içinde sahiplenenler ve özel günlere reaksiyon gösterenler olarak ikiye ayrılıyor. Ben kendimi hiçbir tarafa ait hissetmesem de reaksiyon gösterenlere biraz daha yakın olabilirim gibi geliyor. Çünkü bunların bir ‘lütuf’ edasıyla yapıldığını düşünüyorum, bir göz boyama, ağza bal çalma, sevinsin yazıktır tavrıyla yapılması can sıkıyor. Normal şartlar altında iki eşit durumdaki şeyden birini seçip ona özel bir tavır belirlemezken ‘kadınlarımıza sahip çıkıyoruz’ diye yola çıkmak, baştan kadın ve erkek arasında bir ‘basamak’ farkı olduğunu kabul etmek anlamına gelmiyor mu? Çünkü bu durum iki eşit şeyden birini seçip ona iltifat etmek gibi de değil iki eşit şeyden birinin diğerine taltifte bulunması ama bunun yapılabilmesi için birinin diğerine üstünlüğünü önkabul gerekiyor. Tekrar çünkü; büyük olan küçük olanın başını okşar, iki arkadaştan biri diğerinin başını okşamaz.

Neyse efendim geçelim bunları, ben kadınlara yönelik günlerin samimiyetle yapılmasında veya samimiyetsizce yapılmasında değilim. Ben günlerin kendisinde de değilim. Benim demeye çalıştığım; bir bakalım Hz. Peygamber ne yapmış? Barney Stinson tavrıyla söylüyorum kafanızda bir ‘kadının toplumdaki yeri grafiği’ canlandırın. Nasıl? Hz. Muhammed kadının değerini sıfırın altında bir noktadan alıp müthiş bir yükselişle yukarıya taşıyor değil mi? Düşünün diri diri gömülen kız çocuklarından, sayısız ve şartsızca alınan eşlerden geliniyor o noktaya. Sürekli bir yükseliş grafiği düşünün fakat Hz. Muhammed’in ahirete irtihalinin ardından bir süre o noktada duraklıyor ve sonra tekrar aşağıya doğru inmeye başlıyor. Elbette şu günlerde cahiliye dönemindeki uygulamalara dönüleceğini söyleyemeyiz fakat her çağ kendi ‘cahiliye’ uygulamasını sunuyor. Bugün dindarı orda burada ‘islamın kadına verdiği değer’den dem vuran erkeklerin ne kadarı bunu uygulamaya döküyor? Hâlâ dört eş denildiğinde göz bebekleri büyüyor, hâlâ şahitlik meselesi, hâlâ yarım akıl… en acıklılarıysa hâlâ eşinin tesettürü üzerinden cenneti garantilediğini düşünenler. Ama kötü haber şu ki; o dediğiniz filmlerde bile olmuyor. Halbuki Hz. Peygamber bunu yaptı ‘bu kadar’ yaptı diye harici kafasıyla hareket edene kadar birazcık gösterdiğine bakılsa neye işaret etmiş ona bakılsa sorun da kalmayacak kimsenin kimseye ‘göstermelik’ hak vermesine gerek de olmayacak.

Özetle demek istediğim; bana kadınlar gününü verme bana Peygamber’in verdiği değeri ver.

Sizde Fikirlerinizi Paylaşın

E-Posta adresin asla başkalarıyla paylaşılmaz. Yıldızlı alanlar zorunludur *